KANAL GÜN Haber Sitesi

Sayfa Adresi : https://www.kanalgun.com/haber-detay/512_secmenine-sozunu-unuttu

TÜRKİYE

Tümü

SECMENİNE SÖZÜNÜ UNUTTU

(1 Gün, 8 Saat önce) 394 İzlenme 0 Yorum

Bazı siyasi geçişler vardır; bunlar sıradan bir parti değişikliği olarak değerlendirilemez. Çünkü mesele yalnızca bir rozet değiştirmek değil, milyonlarca seçmenin iradesiyle emanet edilen bir görevin nasıl taşındığıyla ilgilidir. Afyonkarahisar Belediye Başkanı Burcu Köksal’ın Cumhuriyet Halk Partisi’nden istifa ederek AKP’ye geçmesi de tam olarak bu çerçevede değerlendirilmesi gereken bir olaydır.

Bu tür kararlar sadece bireysel bir tercih değildir; aynı zamanda bir güven ilişkisinin yeniden tanımlanması anlamına gelir. Çünkü siyasetçi ile seçmen arasındaki bağ, yalnızca seçim günü kurulan geçici bir ilişki değil, temsil sorumluluğuna dayalı uzun vadeli bir emanettir.

Üstelik bu geçiş, hafızalarda çok tanıdık bir çelişkiyi yeniden gündeme taşımıştır. Geçmişte Türkiye Büyük Millet Meclisi kürsüsünden, partisinden ayrılan isimlere yönelik sert eleştirilerde bulunan; “Bu parti sana sahip çıktı, seni yalnız bırakmadı” diyerek siyasi sadakatin altını çizen bir söylemin, bugün bizzat aynı yolu tercih etmesi kamuoyunda ciddi bir “siyasi tutarlılık” tartışmasını beraberinde getirmiştir.

Çünkü siyaset sadece bugün ne yaptığınızla değil, dün ne söylediğinizle de ölçülür. Toplumun hafızası sandığımızdan daha güçlüdür. Dün savunduğunuz ilkeleri bugün terk ettiğinizde, bu yalnızca bir pozisyon değişikliği değil, aynı zamanda bir güven kaybı olarak algılanır.

Cumhuriyet Halk Partisi, Türkiye’de yalnızca seçim dönemlerinde hatırlanan bir siyasi yapı değildir. Tarihsel olarak bakıldığında; baskıların yaşandığı, siyasi maliyetlerin ağır olduğu dönemlerde de varlığını sürdürmüş, birçok insanın bedel ödediği bir geleneğin temsilcisidir. Böyle bir partinin oylarıyla belediye başkanı seçilmiş bir ismin, bugün farklı bir siyasi çizgiye yönelmesi elbette yalnızca teknik bir “geçiş” olarak görülemez.

Burada asıl tartışılması gereken konu şudur:
Bir siyasetçi, seçmenden aldığı oyu kişisel kariyerinin bir aracı olarak mı kullanır, yoksa temsil ettiği siyasi kimliğin sorumluluğunu da taşımak zorunda mıdır?

Çünkü seçmen sandığa giderken sadece bir isme oy vermez. Aynı zamanda o kişinin temsil ettiği ideolojiye, parti programına ve siyasi duruşa da onay verir. Eğer seçimden sonra bu kimlik değişiyorsa, seçmenin kendisini aldatılmış hissetmesi kaçınılmaz hale gelir. Bu durum yalnızca bireysel bir hayal kırıklığı değil, demokratik temsilin doğasına ilişkin daha büyük bir sorunun işaretidir.

Daha da dikkat çekici olan ise şudur:
Yıllarca aynı siyasi çatı altında görev yapmış, milletvekilliği gibi önemli sorumluluklar üstlenmiş ve ardından belediye başkanlığı makamına taşınmış bir ismin, kritik bir dönemde yön değiştirmesi tabanda ciddi bir kırılma yaratmıştır. Çünkü siyaset yalnızca kazanılan makamlarla değil, zor zamanlarda alınan pozisyonlarla da değerlendirilir.

Zor zamanlar, bir siyasetçinin gerçek duruşunu ortaya koyar. Rahat koşullarda ilke savunmak kolaydır; asıl mesele, baskıların arttığı dönemlerde hangi tarafta durduğunuzdur. Bu nedenle birçok seçmen için bu tür geçişler sadece bir “karar” değil, aynı zamanda bir “karakter testi” olarak görülmektedir.

Eğer bugün farklı bir siyasi görüş benimseniyorsa, demokratik sistemin sunduğu en açık ve en meşru yol bellidir: Görevden istifa edilir, yeni siyasi çizgiyle yeniden aday olunur ve halkın karşısına çıkılır. Sandık, bu tür tartışmaların en adil hakemidir. Halk destek verirse, zaten bu tercih meşruiyet kazanır.

Ancak bir partinin oylarıyla kazanılmış bir makamın, görev süresi devam ederken başka bir siyasi haneye yazdırılması; etik açıdan uzun süre tartışılacak bir mesele olarak karşımızda durmaktadır. Bu durum, yalnızca bir kişinin değil, temsil ettiği makamın da sorgulanmasına neden olur.

Toplumun bugün sorduğu soru oldukça nettir:
Bu geçiş gerçekten ideolojik bir tercih midir, yoksa siyasi baskılar karşısında verilmiş bir karar mıdır?

Çünkü Türkiye’de siyaset artık sadece “kim nereye geçti” sorusuyla ilgilenmiyor. Asıl merak edilen, bu geçişlerin arkasındaki motivasyonlardır. Güç dengeleri mi, kişisel hesaplar mı, yoksa gerçekten değişen bir dünya görüşü mü?

Ve belki de en önemli nokta şudur:
Siyasette makamlar değişebilir, partiler değişebilir, hatta söylemler bile değişebilir. Ancak güven bir kez zedelendiğinde, onu yeniden inşa etmek çok daha uzun ve zor bir süreçtir.

Bazen insanlar bir koltuğa doğru ilerlerken, arkalarında bıraktıkları güvenin değerini fark edemezler. Oysa siyaset, eninde sonunda halkın vicdanında tartılır. Ve o vicdanda verilen karar, çoğu zaman sandıktan çıkan sonuçtan bile daha kalıcıdır.


YORUMLAR

Yorum Yaz
Bu habere daha önce yorum yapan olmadı.
Şimdi ilk yorumu sen yaz.!
ARŞİV
ANKETLER
Seçili anket bulunmamaktadır
Bu ankete toplam kişi katıldı.