Almanya: Bir Krizin Ardından Değişen Ülke
Almanya uzun yıllar boyunca Avrupa’nın en güvenli limanıydı. Kuralların işlediği, sistemin şaşmadığı, geleceğin büyük ölçüde hesaplanabildiği bir ülke… Korona öncesi Almanya’da hayat pahalıydı belki ama öngörülebilirdi. İnsanlar yarın neyle karşılaşacağını az çok bilirdi. İşte tam da bu duygu, yani güven, Almanya’nın görünmeyen ama en güçlü sermayesiydi.
Pandemiyle birlikte bu sermaye aşınmaya başladı.
2020’de ülke durdu. Sokaklar boşaldı, fabrikalar yavaşladı, restoranlar kapandı. Devlet, Almanya tarihinde benzeri az görülür bir şekilde bireyin hayatına doğrudan müdahale etti. Yasaklar, kapanmalar, zorunluluklar… Ekonomi trilyonlarca euroluk desteklerle ayakta tutuldu, Kurzarbeit sistemi sayesinde kitlesel işsizlik önlendi. Ancak bu süreçte başka bir şey oldu: Alman toplumunun devlete olan koşulsuz güveni ilk kez ciddi biçimde sorgulandı.
Pandemi bittiğinde herkes rahatlamayı bekliyordu. Oysa Almanya’yı yeni bir dalga karşıladı. Enflasyon geri döndü. Gıda, kira ve enerji fiyatları hızla arttı. Uzun yıllar boyunca alım gücü erimeyen orta sınıf, ilk kez gerçek anlamda sıkıştı. Market alışverişi hesaplanır hale geldi, tasarruf bir tercih değil zorunluluk oldu.
Rusya-Ukrayna savaşıyla birlikte ucuz enerji dönemi kapandı. Almanya’nın sanayi gücü, yüksek maliyetler nedeniyle tartışmaya açıldı. Bazı şirketler üretimi yurt dışına kaydırırken, ülke içinde yatırım iştahı azaldı. Faizlerin yükselmesiyle birlikte konut sahibi olmak neredeyse imkânsız hale geldi. Büyük şehirlerde ev bulmak başlı başına bir sorun, ödemek ise ayrı bir kriz.
Çalışma hayatı da kökten değişti. Ofis merkezli düzen yerini hibrit ve evden çalışmaya bıraktı. Bu, özgürlük gibi sunuldu ama beraberinde yalnızlık, belirsizlik ve güvencesizlik hissini de getirdi. Aynı anda hem ciddi bir iş gücü açığı var hem de insanlar işlerinden memnun değil. Sağlık, bakım, lojistik ve teknik mesleklerde alarm veriliyor; göçmen iş gücüne ihtiyaç artıyor ama entegrasyon sorunları derinleşiyor.
Sosyal hayat eskisi kadar canlı değil. İnsanlar daha temkinli, daha içine kapanık. Psikolojik sorunlar arttı, gelecek kaygısı yaygınlaştı. Toplumda huzursuzluk büyürken protestolar da çoğaldı. Göç, hayat pahalılığı ve güvenlik meseleleri siyasetin merkezine oturdu. Aşırı sağ partilerin yükselişi, bu huzursuzluğun siyasi karşılığı olarak okunmalı.
Bütün bunlar Almanya’nın çöktüğü anlamına gelmiyor. Kurumlar hâlâ ayakta, sosyal devlet hâlâ işliyor. Ancak Almanya artık eskisi gibi değil. Daha pahalı, daha kırılgan, daha sorgulayıcı bir ülke.
Belki de en önemli değişim, insanların zihninde yaşanıyor. Almanya artık “her şeyin garanti olduğu” bir ülke olarak görülmüyor. Gelecek, ilk kez bu kadar belirsiz hissediliyor.
Korona, Almanya’ya acı bir ders verdi: En sağlam görünen sistemler bile bir anda sarsılabilir. Şimdi mesele bu sarsıntının ardından ne yapılacağı. Çünkü bir ülkeyi güçlü kılan sadece ekonomisi değil, vatandaşlarının yarına duyduğu güvendir.
Ve o güven, Almanya’da hâlâ yerine oturmuş değil.


































