Barış Sessizlikle Değil, Cesaretle Kurulur
www.kanalgün.com
Avrupa’nın birçok kentinde son haftalarda yükselen sesler, sıradan protestoların ötesinde bir vicdan çağrısıydı. Berlin, Paris, Viyana, Cenevre ve daha birçok şehirde meydanlara çıkan binlerce insan, Suriye’de yaşanan ağır insan hakları ihlallerine dikkat çekti. Kürtlere, Alevilere ve Ezidilere yönelik saldırılar, zorla yerinden etmeler ve katliam iddiaları karşısında sessiz kalınamayacağını haykırdı.
Avrupa’da bazı siyasi partiler ve parlamenterler bu çağrıya kayıtsız kalmadı. Yapılan açıklamalarda sivillere yönelik şiddet açık biçimde kınandı, uluslararası hukukun ve insan haklarının altı çizildi. Ancak aynı duyarlılığı küresel güç merkezlerinde görmek mümkün olmadı. ABD ve Avrupa Birliği’nin temkinli ve etkisiz tutumu, bölgede yaşanan trajedinin daha da derinleşmesine zemin hazırladı. Bu sessizlik, barıştan çok jeopolitik hesapların öne çıktığını bir kez daha gözler önüne serdi.
Türkiye açısından bakıldığında ise tablo daha da düşündürücü. Suriye’de yaşananlara karşı net, kapsayıcı ve insani bir duruş sergilenmemesi, içeride tartışılan barış sürecini de doğrudan etkilemiştir. Barış, yalnızca silahların susması değildir; adaletin, eşit yurttaşlığın ve yaşam hakkının savunulmasıyla anlam kazanır.
Meclis’te bu konuda açık ve tutarlı bir tutum sergileyen siyasi aktörlerin sayısının sınırlı kalması dikkat çekicidir. DEM Parti ve CHP dışında güçlü bir siyasal refleksin ortaya çıkmaması, toplumdaki barış beklentisiyle siyaset arasındaki mesafeyi büyütmektedir. Buna karşılık MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin kullandığı sert ve dışlayıcı dil, diyalog ihtiyacını güçlendirmek yerine süreci daha da kırılgan hale getirmiştir.
Oysa toplumun geniş kesimleri, özellikle de çatışmalardan doğrudan etkilenen bölgelerde yaşayan yurttaşlar, barış ihtimaline dair gerçek bir umut taşımaktaydı. Bugün gelinen noktada bu umut, yerini derin bir hayal kırıklığına bırakma tehlikesiyle karşı karşıyadır.
Sol ve demokratik bir perspektiften bakıldığında, barış sürecinin sürdürülebilirliği yalnızca iç siyasi dengelere değil, bölgesel gelişmeler karşısında alınan tutuma da bağlıdır. Suriye’de yaşanan insanlık dramına karşı sessiz kalan bir yaklaşım, içeride barış ve demokrasi iddiasını da zayıflatır.
Unutulmamalıdır ki böylesi dönemlerde tarafsızlık diye bir şey yoktur. İnsan hakları ihlalleri karşısında susmak, bu ihlallerin normalleşmesine hizmet eder.
Avrupa meydanlarında yükselen sesler, yalnızca Suriye halkları için değil; bu coğrafyada barış içinde, eşit ve demokratik bir yaşam talep eden herkes için bir uyarıdır. Barış, sessizlikle değil; cesaretle, adaletle ve vicdanla kurulur.



































